Sıcağı sıcağına anektodlar:)

Standard

Akşam 8:30. XS’in canı bol soğanlı fasulye turşusu kavurması çeker…Kendisi Karadenizli olmayan lakin yedi senedir bu kuzey insanlarıyla iç içe olmaktan mütevellit kültürün yemeğinden insan davranışına aşinalık kazanan XS evde bu yemeği yapacak malzemeler olmaması sebebiyle en yakın Karadeniz yöresel yemekleri yapan lokantayı arar. Emice’nin Yeri...Fıstıkağacı ışıklardan hop içeri, az yürü körsen bile görürsün mesafesinde karşında…O ne kuru fasulyedir ooo….O ne tencere yemeğidir..Ve o ne hamsi tava..(hamsi de olsun o kadar yummy  dimi yani, onlar yapamazsa kim yapacak..:)

Lakin; konu Karadeniz insanı olunca ne anektod biter ne gülmek yeter..off :))))

Efenim bu güzide lokantamızın çalışanları hepsi birer Fadimecüğüm, Temelciğüm ve Dusuncuğum olduğundan her ziyaretiniz ve siparişiniz bir fıkra tadında…Dialog aynen aktarılır:

XS: Turşu kavurması sipariş etmek istiyorum mümkün müdür?

Temel: Değil.O sadece özel günlerde yapılıyor.

XS: Ya hay Allah  öyle mi?Çok canım çekmişti yaav..Peki hangi özel günler mesela?

(Xs biliş akışı muhtelif cevaplar:Bayram,seyran,Rize’nin kurtuluşu,Karadenizin kurtuluşu..ıı kadınlar günü, öğretmenler günü, paçiler-uşaklar bayramı…)

Temel: Eee hangi özel günleeeerrr…ıııhh..Valla ben de tam bilmiyorum..

XS: ?

Muhahhahahhahhahahah:))))))))))))))))))))))))))İlahi Temel…

P.S.: Buranın eve servis yapan Temel’i de bikez evi bulmak için eşimle yaptığı telefon konuşmasıyla, siparişten alacağı 20tl yi telefonunun  faturasına iki katı şeklinde yansıtınca sermayeyi kediye yükleme rekorunu kırmıştı:))off of… Kapıda da şaşkın şamalak ben Üsküdar’ı hiç bilmem de..diye açıklama buyurmuştu…Ulen niye servise çıkıyon o zaman ,bi de dükkan Üsküdar’da..Hadi geç onu bizim ev yürüyerek 5 dakika…

I LOVE EMİCE’NİN YERİ….

KIY-Krem Hırka

Standard

Bu da benim tasarlayıp ördüğüm bir KIY projesi.Şu yuvarlak sabuna benzeyen ince kıl yünle örmüştüm.Bolca ajur kullanmışım. Bir de bu hırkayla birlikte şunu farketmiştim; tasarlamak, materyali seçmek, ve başlamak çoook heyecan verici olmasına rağmen, ne kadar özenmiş olursam olayım Ben örerken sabırsızım. O yüzdendir ki bu hırka da dahil bir çok KIY projem prototip boyunda bitmiştir. 🙂

Kollar okey lakin sevgili hırkacığım azıcık boydan kısa…Tavsiyemdir her ne kadar XS  de olsanız kazak, hırka boylarınız kola kadar bir şiş artı dört parmak olsun..(en az 🙂

P.S.:Giymesi keyifli smooth bir hırka.Kollar dirsekten bileğe kadar bollaşıp bilekte tekrar büzülüyor.Örmeye bilekten başlıyoruz bittabii.

XSler biz kaç kişiyiz?

Standard

Bu bloğu yapmaya karar verdiğimde bir arkadaşım bana “azınlığa hitap edeceksin ama olsun” demişti.Bense hiç öyle düşünmüyorum.Bu başlığın altında öncelikle benim tanıdığım XS’leri sonra tanıştığım XS’leri ve siz okuyucu XS’leri göreceğiz…Bakalım görelim gerçekten azınlık mıyız?

NUNU XS’i

                                            

                                              Kendisi miniklerin öğretmeni …

O bir drama eğitmeni…Son zanaati marangozluk:) Şaka değil ahşap çalışmaların virtüözü…Ve şu sıralarda  tüm yeteneklerini konuşturacağı kendi işini kurmak üzere olan girişimci ruh…Son olarak da kanka gillerimin en xs’i…

KIY-Knit It Yourself

Standard

Sevgili Xs;

Yazdığım iki yazıdan çıkacak iki sonucu bu postta birleştiriyorum.Xslere göre kıyafet bulmak zor + alışveriş manyağı olmamak için kendin yap = Knit it yourself ( yani kendin ör). Bu KIY kavramı, DIY (kendin yap) kavramının örgüye uyarlanmış hali…Kendin dik, kendin inşa et,…falan da diyebiliriz ve fakat benim üretkenliğim yoğun olarak örgü ve geri dönüşümden yana olduğu için şimdilik KIY diyoruz…

Hani örgü deyince gururla  giyilebilir! olmalı demiştim ya…İşte benim ördüğüm ve iş yerinde bile giydiğim bir kazak…

Nonsense

Standard

“Coşku gitmiş…”

“Nereye gitmiş…”

“Valla bilmem.ama..gördüğüm herkeste gitmiş”

“hiiiiiihhhhhh..ya benimki?…”

Sonrası “pipin düşmüşmüş!..” denen çocuğun donunu telaşla karıştırması gibi coşkuyu iç dış aynalarda arama..

Anda düşündüm.Az evvel.Evveliyatı ve az evveliyatı, yakın evveliyatı…Benimki gitmemiş…Susar olmuş.Ne çok donuk ruh..O ruhların yansıdığı ne çok donuk yüz, insan görüyorum son günlerde.Dank etti bir an…

O çok da katlanamadığım çocuklar kartopu oynarlarken bugün sokağımda, davranıp karışıveresim geldi aralarına.Başlarında zebellah gibi vıdı vıdı eden analarına şöyle bir dirsek atıp saf dışı bıraktıktan sonra, İstanbulun göt kadar sokaklarında, yeri örtmeyen bok renginden hallice kalabilmiş  karlarına bulanasım geldi çocuklarla…

Yılın ilk karında kimseye çaktırmadan tam penceremin altına gelince yaptığım “geleneksel Ally Mcbeal kar dansı”mı ilk kez yapmayı unuttum..içimden gelmedi ya da.. 

Nasıl oluyor da oluyor?Kim yapıyor?Bu kadar çaktırmadan bu kadar kolayca..

Bilmem.Büyümek diye mi yutturuluyor?Ne kadar donuksak o kadar sözü geçen miyiz?..Ne kadar ciddiyet o kadar statü..mü?Bilmem…

Duygu…Duymak..His..Hissetmek..Yaş…Yaşalmak=Yaşamak

Yaş…Yaşlanmak= Ağlamak.Ne çok ağlamak o kadar Yaş-amak mı?

consume-obey-die…

Standard

Consume-obey-die ya da

Produce-use-live…..

Benim mottom ikincisidir bundan sonra..Bu blogu açmaya karar verdiğimde odağım benim ölçülerime yakın insanların boyuna posuna göre giyinmekte zormalanmasıydı.Kendimce geliştirdiğim alışveriş! tekniklerimi, gizli ucuz ve kıyı köşe kalmış tükkanlarımı modaya olan ilgimle birleştip pek sevgili XS kardeşlerimle paylaşmak niyetindeydim.Hala XSler odağımda olmakla birlikte ; şık olanı bedenine uyanı daha ucuza nerden bulursun mantığında bir blog olsun istemiyorum bu.Onlardan hiç bahsetmeyecek değilim lakin bu aralar kafama fazlaca takılan bir soru var;

Aldıklarımızı gerçekten ihtiyacımız olduğu için mi alıyoruz????

Bakın noldu.Bloğuma kendi gardrobumdan aldığım ördüğüm kombinlediğim kıyafetlerin resimlerini ve bulunuş alınış öykülerini koymak üzere gardrobun başına geçtim..Soğuktan mı kıştan mı alıp alıp kenara teptiğim(yani almaktan mutlu olup giymeyi unuttuğum)bir sürü ıvır zıvır gördüm..Sonra şunu farkettim , önüme ne çıkarsa hatta bazen elime geçen bir pantolonun üstünü değiştirip iki üç gün giyiyorum.Ve şunu da, bunu yapıyorum ama dolabımda bütün bir kış sadece bir kez giysem bile beni yaza kadar idare edecek kadar çok giysi var.E bu ne şimdi…Al al al!!! olmuşum resmen..

Tesadüf bu ya bu olayın akşamında Sevgili Okan programında bu konuyu işliyordu,izledim.Evrene bak hiç boş durmuyor.:)Bir taraftan da beynim boş durmuyordu tabii..Napılabilir napılabilir..Ve şuna karar verdim 2012 Ocağından itibaren işe giderken, dışarı çıkarken yanımdan ayırmadığım fotoğraf makinemle o an giydiğim her kılığın fotosunu çekip bir arşiv yapacağım.Evet zahmetli gibi gözüküyor.

Ama!Bu bir çeşit dijital gardrop projesi olacak aslında.Neyi neyle ne sıklıkta giydiğimi hatırlamam ben.Bazen sırf para verdim aldım diye giymeye zorladığım kıyafetten tutun da alıp “bir gün bu çok lazım olacak ama bugün olmaz” deyip hiç bir zaman giymediğim neler var.Yani dolabı ayıklamamda yardımcı olacak bu bana biiirrr.İki; neye ihtiyacım varsa gerçekten onu alarak alış veriş manyaklığıma da bir son verebilirim belki..

Son olarak da bloğuma bolca, araştırmaktan ve bizzat yapmaktan (çünkü üretken olduğumu hissettiriyor) büyük keyif aldığım DIY(kendin yap) projeleri eklemek istiyorum.Yalnız şu bizim “hanımellerin” yaptığı cinsten uyduruk değil tam tersine; örgüyse gururla giyilir cinsten, takıysa keyifle takılır cinsten eşya ise kullanılır, sanatsa hayran olunur cinsten olmalı…Öbür türlüsünü yapma daha iyi… 

Ve işte 2012 xslife a böyle geldi..sanki akıl biraz başa geldi…Daha çok harcamak için daha çok çalışmak..Zorunda mıyım?..

HİLO 2012

Standard

2011’de;

-Paris’i gördüm.Edit Piaf’a aşık oldum.Kendime de aşık oldum.Parizyen oldum.

-Neden değerli olduğumu, kendimi neden ve nasıl sevmem gerektiğini ve  (iyi ve ya kötü) yaptığım, söylediğim, eylediğim herşeye sahip çıkmam gerektiğini anladım.

-Kelebeklerle yolculuk ettim.Kelebek getirdi evren önüme bol bol…Hala da getirmekte..Kelebekle bana ne demek istediğini dönem dönem yorumladım.Bazen anladım bazen şaşırdım…

-Yazdan anladığım ve senenin sonlarına kadar önüme ısıtılıp ısıtılıp konan motto “Herkesi kendin gibi bilme” oldu.En yakınım hatta iyi tanıdığıma en emin olduğum insanların bile, benim görmek istediğim gibi olmayıp kendi gerçekliklerinde var olduklarını bunu kabullenmem ve kimseyi görmek istediğim gibi algılamamam gerektiğini anladım.

-Yılın beni en çok etkileyen daha doğrusu üzen olayı Defne Joy Foster’ın ölümü oldu…

-Doğum günümde “anlamayı” diledim.Ve İnterstate 60 filminden de esinlenerek dileğimi temsil eden bir mumu sakladım.

-İçsel anlamda yol ve bir kaç yaş birden aldım.Fazla dibe vurmadan “içsel yolculuk, kişisel gelişim bu anlatılanlar gibi olmamalı.Bir kere acı vermemeli,yormamalı tam tersi daha çok kahkaha daha çok umut daha çok ilham getirmeli” diyerek ve “zor” diye bir şey yoktur gazıyla şu filmleri izleyip şu kitapları okuyarak ruhsal anlamda beslendim: Filmler:Into the wild(2007), Groundhog day(1993),Interstate 60(2002), Mr. Nobody(2009), Pay it forward(2000)…şu an hatırladıklarım. Kitap olarak da çok sevgili, dünya tatlısı Aykut Oğut’un Evrenden torpilim var ‘ ı ve Aynalı kitabı.. Tanrılar Okulu kitabını da saymak fena olmaz ,henüz bitmemiş olsa da… Bu sene çok film izledim az okudum kanımca..Nedeni de şu olabilir mi; bir film çoğu zaman okuyacağımız bir sürü kitabın yapacağı etkiyi çok daha kuvvetli ve kısa zamanda yapabiliyor…(Beni sinemaya tutkun eden Selenitoma sonsuz teşekkürler bu vesileyle)

-” Extraordinary human listesi”ne biri daha eklendi; Owlmama..hoşgeldin..

-Ve 2011’e dair son cümlem mutlulukla ve gururla şu olacak; çok şükür ve ne  iyi ki bu yılım geçen yılımdan daha iyiydi..2012′ nin de öyle olması dileğimle..

Tanıdığım sevdiğim herkese ve her canlıya mutlu bir yıl diliyorum…